uzun süredir yazmamışım buraya. Evet sinirleyim şu anda. Bayağı bi sinirli hatta. Yetişkinler neden her zaman hep aynıdır ? Nenden bi kere bile olsa değişmek istemezler ya da patron tipli arkadaşlar ?
Herşey karışmak neden bazılarına zevk verir =P şahasen kimse benim umrumda olmuyor da neden bazılarıburunlarını sokma ihtiyacı duyuyor? Tabi yapı farklılıkları olabilir ama insan kendini dizginleyemez mi ?
Sürekli eleştirilmeme ve öğüt duymaya ihtiyacım yok ! Tamam mı ? Bnaa akıl vermeyi bıraksınlar artık !
Umutlarım vardı. Hayallerim vardı. Ama hepsi, yeni yıl rüzgarıyla birlikte küle dönüştü.
Yeni yıl, her zaman yeni bir hayata gebedir derler.Yeni ve daha iyi bir hayata.Son ayın,son günü herkesi bi' heyecan kaplar.Yeni hayaller kurulur,yeni umutlar beslenir.Bir günlüğüne de olsa hayata daha iyi bir pencereden bakabilmenin zevki çıkarılır.O akşam özeldir.Sanki bi' daha aynı anı yaşamayacakmışız gibi.O gece de özeldir.Diğer günün gece/gündüzüne dönmek için son kez üst üste gelen akrep& yelkovan ikilisine bakılır sürekli.Uzun süredir birlikte olması bu kadar beklenmeyen ikilinin hasretinin bitmesine on saniye kala herkes geriden itibaren saymaya başlar.
Artık yeni yıla girilmiştir.O günle birlikte içilir,eğlenilir,doyasıya istenilen şeyler yapılır.Sonra eve gelinir,sızılır. Ardından gelen bir kaç günde de o ilk günün heyecanı,umudu,sıcaklığı devam eder.Ama ne zaman ki hayat gerçek yüzünü gösterir,işte o zaman herşey,herkes eski,orjinal haline döner.Yeni yılın yeniliğinden eser kalmaz.Dönmüştür herşey eskiye.
Yapışkan boyayla ruhunun karanlığını andıran renkteki duvarlara yazmaya başladı.Ayinin başlaması için bu gerekliydi.Önce duvarlar sonra sıra bedene gelirdi.Kurbanının bedenini duvar gibi kullanırdı.Boya ise yerini kana bırakırdı.Parmaklarının uyuştuğunu hissedene kadar yazacaktı.Ama ne yazdığının önemi yoktu. Üçgen şeklinde odanın ortasında bir masa bulunuyordu.Yerler garip bi' şekilde temizdi.Ama birazdan görüntü bayağı değişeceğe benziyordu.Bitmişti işi işte duvarlarla.Yorgunca masaya yanaşıp üstüne uzandı.Şimdi kurban rolüne bürünmüştü.Masaya perçinlenmiş kilitlerle kendini sıkıştırmayı düşündü bi an.Ama hayır,kendini çok kolay kaptırıyordu.Bu düşünceyi hemen aklından sildi.Başını sağa döndürüp gözlerini dikti önünde yazanlara. 'Let It Bleed' yazmıştı kocaman harflerle.Boyanın rengiyle tuhaf bi' ironi oluşturuyordu.Duvarlara baktıkça başının döndüğünü hissetti.Kollarını iki yanına sallandırdı.Onlardan kurtulmak istercesine.Bi' süreliğine gözlerini kapatmayı denedi.Çabası boşunaydı.Dürtüsüne engel olamazdı.Olmamalıydı zaten.Bunun nasıl sonuçlanacağını bi' kez yaşamıştı.Kollarına baktı.Hatırlamıştı bir çok şeyi.Ayağa kalkıp köşede hala baygınca yatan kurbanınının yanına gitti.Kolayca kucağına aldı ve masaya yatırdı.
Yaptıklarını bir bir ödetecekti ona.Yüzüne suyu döktüğünde sersemlemiş bi halde uyandı kurbanı.Gözlerine kilitlendiğinde yalvarır gibi ağzını oynatmaya çalıştı.Ama ona sesi gerekiyordu.O çığlıklardan güç alıyordu.Hızlıca ağzına yapıştırdığı bantı çekti.Kurbanı şaşırmış göründü,bunun ona ne kadar haz verdiğini bilmeden.Ve kısık sesle,konuşmaktan korkarcasına yalvarmaya başlıyordu.'Lütfen bırak beni!'.Bunun olmayacağını bildiği halde bunu dile getirmesi onu sadece güldürüyordu.Ve aniden gülümsemesi soluyordu.Yerini kızgınlık alıyordu.Elindeki kurbanın şişmiş koluna dikine indiriyordu."ben senin bağırmanı istiyorum!" Tam da istediği oluyordu.Acı içinde haykırıyordu kurbanı. Elinde kanlı bıçağıyla dizlerinin üstüne düştü.Gözlerini kapatıp o da onunla birlikte ama onunkinden farklı bi nedenle haykırdı.Sonra aniden ayağa kalktığında öfkesi anka misali küllerinden doğmuştu.Çığlıklardan zevk duyarak kurbanının sağ kolunu kaldırdı ve boydan boya kesti.Bu yeni oluşan çizginin dikine iki defa da kesti.Bir yandan da fısıldıyordu kulağına kurbanının.Kendine çekmişti bedenini.Onun kanıyla bulansın istiyordu her tarafının.Üstüne eğildi ve parmaklarını yavaşça yanağında gezindirdi.'ne kadar yumuşak?' dedi neredeyse duyulmayacak şekilde.Elini cebine daldırdı ve küçük çakısını çıkardı ve az önce dokunduğu yeri okşuyordu şimdi.Önce bir dik çizgi.Ardından başladığı yere bir yuvarlak.Aynısından bir tane de altına.Bir ayna buldu.Ve kurbanına yeni yanağını gösterirken içini sevinç kapladı.B harfine anlamsızca bakan kurbanına inat gülümsedi ve aynayı indirip odanın köşesine gitti.Oraya kıvrıldığı gibi uzandı.
Unutulmaya yüz tutmuş anılarımı yeniden yaşatarak acı çektiriyor bana.Kutsallığımı yok etmeğe çalışıyor.Bunca zamandır uğraştığım herşeyin karşılığını alıyor benim yerime,benim olanları...Sessizlik içinde sesini kullanıyor.Ayakta kalabilmek adına uğraştığım herşeyin arkasından o çıkıyor.Buna rağmen,buna rağmen beni yaralıyor.Ve ben gazi oluyorum.Yaralarımı yine ben sarıyorum.Ama yeniden o çıkıyor sahneye.Benim yerimi alıyor.Benimle yaşıyor.Ben her ne kadar karşı çıksam da, aldığım her nefesi bunun olmaması için harcasam da bu böyle devam ediyor.Sıkıştırıyor beni bu kaybedilmişlerin döngüsünde.Her doğan günün ardından lanet olası bir ben daha ortaya çıkıyor.Ama her biri farklı şekillerde,farklı kişiliklerde...
Ve tümünde benden bir parça barınıyor.Gece, kapatmaya çalışsa da tüm bu olanları,onu da b.k ediyor.Yapabildiğinin en iyisinin külleri bile kalmamışken,bana yanaşıyor,yardım edebilecekmiş gibi.Ona da kızıyorum,suçu ona atmaya çalışıyorum.Ah,evet,sonunda asıl suçlu o oluyor.Cünkü onunla birlikte onun yalnızlığını paylaştıkça,günler boyunca beraber sabahladıkça,o beni besliyor.Beni ayağa kaldırıyor.Bununla birlikte yalanlar kaplıyor dört bi' yanımı.Kalkmış olsam da ayağa onları bırakamıyorum.Hep yakındığım benliklerimi hatırlatıyorlar bana feci şekilde.Içim burkuluyor.Sanki onları her zaman kabul etmiş gibi! Sanki ben nefret etmemişim onlardan.
Onları istiyorum diyorum kendime.Ama anlıyorum ki ben onlarsız kocaman bi' "sıfır"ım.
Işte o anda.Birden fazla kaynaklı ışık küreleri elimden tutuyor.Ve, ve ardından bütün benliklerimin içime dolduğunu hissediyorum.